"2013 Eski Ahlat Şehri Kazıları" 15.06.2013 tarihi itibariyle bünyesinde Sanat Tarihçi, Epigraf ve Restoratörlerin bulunduğu uzman bir kadro ile işçilerden oluşan 30 kişilik bir ekip dahilinde bu yılki çalışmalarına başlamıştır.
       Bu yıl içerisinde yapılan çalışmalar hakkında detaylı bilgi ve dökümanlar için veritabanı linkine tıklayınız.
 

Prof. Dr. Recai KARAHAN
Eski Ahlat Şehri Kazı Başkanı

BÖLGE TARİHİ

          Ahlât, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Murat Van bölümünde; Van Gölü'nün kuzey batısında bulunan 1044 km2 yüz ölçümüne sahip Bitlis iline bağlı bir ilçedir. Doğusunda Süphan Dağı ve Adilcevaz batısında Nemrut Dağı ve Tatvan kuzey doğusunda Güroymak ve Muş kuzeyinde Malazgirt ve Bulanık güneyinde ise Van Gölü bulunmaktadır.1
Devamını [ Göster / Gizle ]

          Ahlât'ın stratejik bakımdan önemine binaen tarih boyunca gelişmek isteyen tüm devletlerin hedef noktası haline gelmiştir.  Eski bir yerleşim birimi olması nedeniyle de adının menşei hakkında birçok rivayet söylenmiştir. Ne yazık ki, anlatılan bu rivayetlerin birçoğu, mesnetsiz uydurulmuş birer mitolojiden ibarettir. Ancak Ahlât tarihi hakkında bahseden Bizans kaynakları şehre Khlat; Ermeni müellifleri Hlat; Süryani müellifleri Khalat, Kelath, Khılat; Arap müellifleri Halat veya Hılat; İranlılar ve Türkler ise, Ahlât şeklinde telaffuz etmişlerdir.2

          Bu isimlerin hemen hemen tamamının okunuşu Halat, Hılat veya Ahlât senisini vermektedir. Halat, Hılat veya Ahlât kelimelerinin köküne baktığımızda Arapça H L T fiilinden türetilmiştir. Gerek Ahlât ve gerekse Hılat veya Halat kelimeleri Araplar tarafından karışık manasında kullanılmıştır. Mesela Araplar arasında, karışık insan topluluğu manasında; ahlatun mine'n-nas sözü meşhurdur.3

          Arapların kullandığı bu deyimden de anlaşılıyor ki, Ahlât adının menşei etimolojisi olarak H L T kökünden geldiği ve o zamanlarda Ahlat'ında çeşitli milletlerden oluşan etnik yapısından ötürü bu adı aldığı söylenebilir.4

          Geçmişi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanan yörede Asur, Urartu, Pers, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerine ait izlere rastlanmaktadır.

          Ahlât, M.Ö. 1500'lerde Asur Devletinin bir uç beyliği iken M.Ö. 1274'de Asur Kralı I.Salmanassar'ın dönemindeki seferlerde büyük ölçüde tahribata uğramıştır. M.Ö. 1000 yıllarında Urartular bölgede Asurluların egemenliğini kırmış ve M.Ö. 900 yıllarında Ahlât'ı ele geçirmişlerdir. Ahlât ve çevresi Urartular'dan sonra M.Ö. 600 yıllarında Med, M.Ö 550'de de Perslerin egemenliği altına girmiştir. M.Ö. 330 yılında ise, Büyük İskender bölgeye egemen olmuştur. Büyük İskender'in ölümü üzerine birçok savaşa sahne olan bölge M.Ö. 328'de Slevkos Krallığı, M.Ö. 196'da Partlar, M.Ö. 200 yıllarında Roma İmparatorluğu'nun yönetiminde kalmıştır. Alparslan 1070 yılında İslam'ın elinde ve Selçukların tabietinide olan Ahlât'ı bir üst olarak seçip Bizans Ordusu ile savaşmak için Malazgirt'e Ahlât'tan hareket etmiştir.

          Malazgirt Savaşı'ndan sonra Ahlat yine Mervanoğullarına bırakılmışsa da Melikşah Ahlat'ı önce Emir Sunduk ve Oğullarına sonrada Azerbaycan Meliki Kubettin İslam'ın emirlerinden, Sökmen e vermiştir. Sökmen tarihte "Ermenşahlar" olarak anılan devletin kurucusuyken bu dönemde Ahlât'ta devletin merkezi olmuştur. Bu devlet Doğu Anadolu'da kurulan Selçuklu devletlerinin en kuvvetlilerinden biridir. Daha sonraki yıllarda Ermenşahlar Van gölü çevresindeki şehirleri Hoy ve Selmas'a kadar ele geçidiler, Muş ve Sason bölgelerini de hakimiyetleri altına aldılar. Böylece Sökmen'in kurduğu devlet'in zayıflamasıyla Ahlât ve çevresi 1207 yılında Eyyubiler'in egemenliğine girdi. Eyyubilerden Melik Adil ve oğulları şehri Sökmenler gibi idare etmişler ve Ermenşahlar ünvanını korumuşlardır.

          1229 yılında Celaleddin Harzemşah'ın istilasına uğrayan Ahlât, bir harabeye dönüşmüştür. Harzemşahlar'ın Ahlât'ı işgali ile şehri perişan etmesi üzerine, Sultan Alaeddin Keykubat Yassı Çemen'de Harzem ile savaşmış ve şehir, Selçukluların bünyesine katılmıştır. Mağlup olan Harzemşahlar'ın kaçarken kendi adamları tarafından öldürülmesinden sonra (1230) kale ve şehir yeniden imar edilmiştir.5

          Ahlât 1232 yılında bu defa Moğol ordusunun baskınına uğramış; 1244 yılında da İlhanlı Devletinin sınırları içine girmiştir. Şehir 1336 yılında Ebu Said Bahadır Han'ın ölümünden sonra Celayirler'in, yerli emirlerin ve Kürt Beylerin arasında el değiştirmiştir. Bir ara Timur tarafından zapt edilmiş; Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı topraklarına uç şehir olarak katılmış ve yeniden imar edilmeye başlanarak bir kale içine alınmıştır. Gerek Moğollar ve gerekse Yerli Emir, Kadı ve Kürt Beyleri arasında el değiştirirken de başkent olma özelliğini yetirmemiştir. Ermenşahlar ve Moğolların Ahlât'ta basılmış paralarının bulunması şehrin egemenliğinin en açık göstergesidir.6

          Şehri 1046 yılında ziyaret eden Nasır-ı Hüsrev Ahlat'ta Arapça, Farsça ve Ermenice konuşulduğunu söyler. Zekerya Kazvini ise (Öl.1283), Ahlat'ta Türkçe, Farsça ve Ermenice'nin konuşulduğunu anlatır. Farsçanın yüksek tabakanın, Ermenice'nin ekalliyet dili olduğu, halkın da Türkçe konuştuğu kabul edilebilir. Evliya Çelebi'nin ise,  Ahlâtlıların lehçelerinin biraz Moğolcaya, biraz Çağatayca'ya çaldığını söylemesi, Ahlâtlıların nereden geldiklerini göstermesi bakımından önem taşır.

          1275-76 yılında vuku bulan bir depremde 12.000 hane Ahlâtlının Kahire'ye göç etmesi nüfus kasveti hakkında fikir verir. Yine Ahlât'ta uzun süre çalışma yapan kazı başkanı Prof. Dr. Haluk Karamağaralı'nın tahinlerine göre şehrin uzunluğu 11.km, eni 4.5 km civarındadır. O sıralarda yaklaşık 300.000 nüfusu buluyordu. Şehre Kubbetül-İslam ünün verilmesi aynı sıfatı taşıyan Belh ve Buhara mukayese etmemize imkân sağlar. Bu büyük şehir, büyük bir kültür, ilim, sanat ve belki de esnaf teşkilatının merkezi idi. Ahlât'lı pek çok kadı ilim ve kültür adamı ile sanatkârlarının adı ve eserleri bilinmektedir.7

          XIII.yy'da başkent ve bölgedeki en büyük vilayetlerinden biri olan Ahlat, Osmanlılar Döneminde uç şehir olarak önemini sürdürmüştür. 1877 / 78'de Bitlis'in vilayet yapılmasıyla Bitlis'e bağlanan Ahlât, 1929 yılında Van'a, 1936 yılında tekrar Bitlis'e bağlanmıştır.

DİPNOTLAR

1- Ata Yadigarı Ahlat, Ahlat Kaymakamlığı Yayınları Temmuz 2010 Ankara, s.11.
2- Rahmi Tekin, Ahlat Tarihi, İstanbul, 2000.s. 13-14
3- Tekin, a.g.e. s.15
4- Tekin, a.g.e. s.15
5- Kamuran Gürün, Türkler ve Türk Devletleri  Tarihi, Ankara, 1984. s. 367.
6- Abdurrahim Şerif, Ahlat Kitbeleri, İstanbul, 1932. s. 53-54.
7- Beyhan Karamağaralı, Türk Mimari Eserlerinde Ahlat Mezar Taşları, Ankara, 1993. s.4.



MEZARLIKLAR

          İslam dünyasının en büyük mezarlıklarından biri olan Selçuklu Mezarlığı Ortaçağ İslam dünyasında müstesna bir yer işgal eder. XII. yy ile XVI. yy'lar arasında Ahlatşahlar, Eyyubiler, İlhanlılar ve Osmanlı Dönemine ait çeşitli tiplerde 8169 mezar taşı bulunmaktadır.8
Devamını [ Göster / Gizle ]

          Bunlar Ahlât'ın muhtelif yerlerinde görülen küçük mezarlıklardan başka tarihi değer taşıyan ve büyük sahaları kaplayan altı mezarlık içerisinde yer almaktadır. Bunlar sırası ile şöyledir.

          1- Harabe Şehir Kabristanı;

          Bu mezarlık Selçuklu Kalesi içindeki Harabe şehir'de bulunmaktadır. Etrafı bir taş duvar ile çevrili olan kabristanda alelade mezar taşları ile iki akıt bulunmaktadır. 9

          2- Taht-ı Süleyman Kabristanı

          Hasan Padişah Kümbedi'nin güneybatısında, adını taşıdığı mahallede bulunmaktadır. Burada XIV. asra ait pek çok şahideli sandukalı mezar, bir akıt ve koyun heykeli mevcuttur. Mezar taşları itina ile işlenmişlerdir. Bir kısmı meydanlık Kabristan'da görülen usta kitabelerini taşırlar. Bu mezarlığa Kara Şeyh Mezarlığı'nda denilmektedir.10

          3- Kırklar Mezarlığı

          Kırklar Mahallesi'nde bulunan bu mezarlıktaki kabirlerin bir kısmı XIII-XIV. asırlara aittir. Bunlar da şahideli ve sandukalı mezar kısımlarını ihtiva eden tiplerdir. Kitabeli ve sanatkâr imzalı olmakla beraber küçük ölçüde ve kabaca işlenmişlerdir. Fakat sütün şeklindeki bir sanduka bu tipin Ahlât mezarlıklarında bulunan en itinalılarındandır. Bu mezarlıkta Orta Asya balballarını hatırlatan insan şeklindeki arkaik şahideler mevcuttur. Bunlar yuvarlak veya köşeli bir baş ile omuz başlarında belirtilen uzunca bir gövdeden ibaret taş bloklardır. 11

          4- Merkez Kabristanlığı

          Merkez Mahallesi'nde Şeyh Necmeddin ve Erzen Hatun Kümbetleri'nin bulunduğu sahadır. Çoğu harap olmuş basit mezar taşlarını ihtiva etmektedir. Bu mezarlığın bulunduğu mahalle  "Kayı"dan muharref olarak  "Kaya" denmektedir. Mezarlıkla Kaya Mezarlığı olarak anılmaktadır. 12

          5- Meydanlık Kabristanı

          Ahlât'ın en büyük ve en mühim mezarlığı budur. Bugün kuzeyden güneye Taht-ı Süleyman yolu ile Tatvan şosesi; doğudan batıya İki Kubbe Mahallesi ile Harabe Şehir arasındaki geniş düzlüğü kaplayan mezarlığın çevresi kısmen tarla haline getirilmiştir. Aslında, kabristanın çizilen bu sınırlarının dışına taşmış olma ihtimal yüksektir. Mezarlığın doğusundan geçen Taht-ı Süleyman yolunu Tatvan şosesine bağlamak için mezarlığın içinden bir yol açılmıştır. Bu muhtemelen, mezarlığın iç yollarından biri genişletilerek ve seviyesi indirilerek yapılmıştır. Ancak bu işlem bu güzergâh üzerindeki mezarın bozulmasına neden olmuştur. Meydanlık Kabristanı'nda XII. asrın başından XVI. asra kadar tarihlenen muhtelif tiplerde takriben bin kadar mezar taşı bulunmaktadır. Bunun dışında yedi tanesi meydana çıkarılmış bulunan ve kazılarda sayılarının daha da artması muhtemel olan halkın  "akıt" dediği tümülüs tarzında mezarlarda mevcuttur. 13

          6- Kale Mezarlığı

          Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran seferinden sonra inşasına başlanan ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında tamamlanan Osmanlı kalesinin dışındaki bu mezarlıkta Ahlât'ın Osmanlı devri mezarları bulunmaktadır. Birbirlerine çok benzeyen bu kabirler, biçim ve işçilik bakımından kabadırlar. Tezyinat, şahidelerinin yan kısımlarında görülen sgrafito tarzında yapılmış kuş hançer motiflerinden ibarettir. Kitabesinde  "Şeyh" olduğu zikredilen Eyyüb b.in mezar taşı 1054 Muharrem/1644 Mart; ilim ve kalem sahibi olduğu ifade edilen İbrahim b. Ahmed'inki ise Safer 1054 / 1644 Nisan tarihlidir. 14

DİPNOTLAR

8- Ata Yadigarı Ahlat, Ahlat Kaymakamlığı Yayınları, Ankara, Temmuz 2010. s.70.
9- Beyhan Karamağaralı, Ahlat Mezar Taşları, Ankara, 1992, s. 42.
10- Karamağaralı, a.g.e, s. 42.
11- Karamağaralı, a.g.e.s 42.
12- Karamağaralı, a.g.e.s 43.
13- Karamağaralı, a.g.e.s 43.
14- Karamağaralı, a.g.e.s 43.


AHLÂT'TA YAPILMIŞ OLAN KAZILAR

          Ahlât'ta yapılan geniş araştırma kazıları, 1967 yılında Prof. Dr. Haluk Karamağaralı ve Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı tarafından başlatılmıştır. 1992 yılında son verilen bu kazılara 2005 yılında tekrar başlanılmıştır. 2006 yılında kazı başkanlığı Nakış Karamağaralı tarafından 2010 yılına kadar yürütülmüştür. Bu kazılarda ağırlıklı olarak Orta Çağ Dönemlerinden kalma çini fırınları, zaviye, küçük hamam, çifte hamam, cami, Bimarhane, Harabeşehir kaya yerleşmeleri ortaya çıkarılıp, incelenmiştir.
Devamını [ Göster / Gizle ]

          Belirli aralıklarla devam edilen bu kazılardaki buluntular, dünya sanat tarihi bibliyografyasına kazandırılmış, verilen tebliğler, büyük alaka toplamıştır. Ahlât'ı tarihi, demokratik, sosyokültürel hayatı, şehrin genişliği ve büyüklüğü hakkındaki bilgiler, yapılan bu kazılar ile pekiştirilmiş ayrıca, Ahlât halkının çoğunluğunun menşei ve hangi yolları takip ederek geldikleri, yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkarılmıştır.

          Günümüzde yürütülen çalışmalar ise 03.08.2011 tarihi itibariyle "Eski Ahlat Şehri Kazıları" adı altında gerçekleştirilip, kazıyı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, Bölüm Başkanı, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recai KARAHAN ve ekibi gerçekleştirmektedir. Karahan başkanlığında yürütülen çalışmalar bu yılda 21.06.2012 tarihinde başlayıp devam etmektedir.

          Dünyanın en büyük İslam Mezarlığı ve Anadolu'nun Orta Asya abideleri olarak bilinen Ahlât Selçuklu Mezarlığı'ndaki bu çalışmalar bünyesinde Ahlat Meydan Mezarlığının peyzaj düzenlenmesiyle mezarlık içerisindeki mezar ve mezar taşlarının temizliği, mezarların otlardan ve likenlerden arındırılması işlemi, taşların restorasyonu, konservasyonu ve mezarlık alanı içerisindeki mezarların topraktan çıkarılması için açmalarla kontrollü olarak yapılan kazı işlemleri gerçekleştirilmektedir. Bu kazılarda LMN-24 25 26, LM-21 22 23, NOÖ-21 22 23 24 şeklinde olmak üzere farklı numaralar ile adlandırılmış açmalarda mezar taşlarının toprak yüzeyine çıkarılma işlemi devam ettirilmektedir.  Bu çalışmaların haricinde fotoğraflarla desteklenen mezar ve mezar taşlarının kitabeleri çözümlenip, üzerlerindeki bezemelerin çizimleri de yapılarak bilimsel anlamda kayıt altına alınmaları sağlanmaktadır. (Foto No:1.2.3.4.5.6).


TARİHÇE

          Ahlat'ın ismi ve kelimenin etimolojik kökeni hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bunların arasında çeşitli efsanelerde yer almaktadır. Ahlat'ın adı ile daha gerçekçi olan diğer bir görüşte, kentin tarihte çeşitli milletlerin bir arada yaşadığı ve farklı dillerin konuşuldu bir yer olmasından kaynaklı olarak bu ismin verilmiş olmasıdır.
Devamını [ Göster / Gizle ]

          Ahlat stratejik önemi ve sahip olduğu doğal güzellikleri dolayısıyla tarihin her döneminde çeşitli uygarlıklara merkezlik yapmıştır. Şehir Bizanslılar döneminde Khlat, Ermeniler döneminde "Hlat" Süryaniler döneminde "Khelath" , Araplar döneminde "Halat", İranlılar ve Türkler döneminde ise "Ahlat" olarak telaffuz edilmiştir. Ahlat, M. Ö. 4000'lerde Hurriler ile başlayıp Osmanlılar'a kadar çeşitli devletlerin idaresinde kalmıştır.

          Ahlat,640 lardan itibaren kuzeye geçen islam ordularının merkezi olduğu gibi 1071 den sonra Türklerin doğudan batıya geçişi esnasında Türklerin bir üssü olmuştur.Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan döneminden itibaren Anadolu'ya yapılan akın ve fetihlerde bir üs olarak kullanılmıştır. 12. Yüzyılın başlarından itibaren Ahlatşahlar adıyla anılan Selçukluların bir kolunun başkenti olmuştur.

          Kurucusundan dolayı bu Beyliğe Sökmenliler dendiği gibi kurulduğu coğrafi yer itibariyle Ermanşahlar da denilmektedir. Ahlat yetiştirdiği ilim, din, kültür ve sanat adamları, mutasavvıf ve zahitleri ile de çok önemli bir yere sahiptir. Bu özelliğinden dolayı Ahlat, Buhara ve Belh ile mukayese edilerek İslam dünyasında "Kubbe't-ül İslam" diye anılmıştır.

          Ahlat şehri, tarihi mezarlıklarıyla ön plana çıkan bir ilçedir. Selçuklu döneminden kalan mezar taşları Türk tarihi açısından önemli bir değere sahiptir. Meydanlık Mezarlığı başta olmak üzere beş büyük mezarlıkta yoğunlaşan ve Ahlat'ın sembolü haline gelen tarihi mezar taşlarının her biri kültür tarihi açısından başlı başına bir değer taşımaktadır.

          Bütün Ahlat mezarlıkları içerisinde Meydanlık Mezarlığı en büyüğüdür. Mezarlık kuzeyden güneye tahtı Süleyman yolu ile Tatvan yolu, doğudan batıya İki kubbe Mahallesi ile Harabe Şehir arasında geniş bir düzlük üzerindedir. En önemli mezar taşları ve en ünlü sanatkârların eserleri bu mezarlıktadır. Bu mezarlıkta XII. asır başından XVI. asra kadar tarihlenen mezarlar bulunmaktadır. Ttarihi mezar taşlarının her biri kültür tarihi açısından başlı başına bir değer taşımaktadır.

           Ahlata has volkanik tüf taşından yapılmış olan ve sayıları bin civarında olan şâhideli mezarlar, özellikle alışılmış ölçülerden çok büyük, 3.80 m. yüksekliğe varan ve her cephesinde süsleme bulunan dikdörtgen prizma şeklindeki şâhideleriyle Ahlat mezar taşlarını karakterize ve temsil etmektedirler. Bu taşlar Orhun abidelerinin Anadolu'da yaşatılan temsilcileri niteliğindedir.

          Bu mezar taşlarının üzerinde şaide ve sandukalarda, mezarda bulunan kişinin adı, mezartaşını yapan ustanın adı, Kuran-ı Kerim'den ayetler ve medfunun özelliklerinden bahseden arapça,farsça, Osmanlıca yazılar ile Türklerin orta asya'dan getirdikleri ejder,palmet, kandil, ve geometrik motifler bulunmaktadır.

          Mezarlıkta, orta asya kurganlarını andıran ve mezar geleneklerini yaşatan adına akıt denilen türbe mezarlar yer almaktadır.


          Different opinions are asserted about the name of Ahlat and its etymological origin. Also there are various legends between them. There is another opinion which is more realistic about the name of Ahlat. According to this opinion, because it is a place where different nations lived altogether in history and different languages were spoken in here, this name was given to Ahlat, Ahlat became a centre for different civilizations in every part of history because of its strategic importance and natural beauty.

          The city was called as "Khlat" in term of Byzantine, as "Hlat"in term of Armenian as "Khelath" in term of Assyrian as "Halat" in term of Arabian and as Ahlat in term of Iranian and Turkish. By 4000s B.C. , Ahlat stayed under different countries' administration beginning with Hurries until Ottomans.

          Ahlat became a centre for Islamic troops which passed to North from 640s; on the other hand it became an important base camp for Turkish troops when they pass from East to West after 1071. After the period of Sultan Alparslan who was Sultan of the Great Seljuk Empire, Ahlat had used as a base in invasion and conquest for Anatolian. It had become the capital of an embranchment of Seljuk, which was called as Ahlatşah from the beginning of 12nd century.

          This principality was called as Sökmenliler because of its founder; on the other hand it was called as Ermanşahlar due to its geographical situation. Ahlat has a big importance thanks to scientists, religious functionaries, culture men and artists, mystic and devotee. Because of this characteristic, Ahlat was referred as "Kubbet-ül Islam" comparing with Bukhara and Belh.

          Ahlat city is a town where comes into prominence with its cemeteries. Grave stones which are stand from the period of Seljuk have an important place for Turkish history. Each historical grave stone carries value in way of Turkish history which is centred in five big cemeteries which is the most important is square cemetery and they became a symbol of Ahlat.

          Square cemetery is the biggest in all Ahlat graveyards. The most important graveyards and productions of famous artists are in these cemeteries. There are graves which are dated from the beginning of XII.Century to XVI Century.
Each historical graveyard carries value in way of Turkish history.

          Grave stones are characterized and symbolized Ahlat gravestones with shape of rectangle prism stones and they have embellishing on every aspect and their height is bigger than known measures which are around 3.80 meter and they have been made with volcanic tuff stone.
There are captions which mention the persons name, person who made the grave stone, verse of the Koran and characteristic of person on the grave stones.

          They brought some shapes as dragon, palmet and geometrical shapes from central Asia and they kept alive them on the grave stones.


 


Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü
Her Hakkı Saklıdır ® 2012
info@eskiahlatkazisi.com

Designed By Hasan ÇELİKYÜREK